Bu çalışmada, Türk Vergi Sistemi kapsamında limited şirketlerin varlıklarından alınamayan vergi ve buna bağlı alacaklar için Vergi Usul Kanunu uyarınca kanuni temsilcilerin varlıklarına veya Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun uyarınca sermaye hisseleri oranında doğrudan doğruya sorumlu tutulan ortakların varlıklarına başvurulmasında öncelik sıralaması bulunup bulunmadığına ilişkin yaklaşımlar normatif bakış açısıyla incelenmiştir. Bu bağlamda, kanuni temsilci veya ortakların takibinde öncelik sıralaması bulunup bulunmadığına yönelik içtihat farklılıkları “bir sıralama olmadığı” yönünde birleştirilmiştir. Mahkemeler ve vergi idaresi bu karara uymak zorundadır. Buna karşın, kanuni temsilci ile ortak statülerine yüklenen ödeme sorumluluklarının kusurlu ve kusursuz sorumluluk olarak düzenlenmesi, kanuni temsilciler alacağın tamamından sorumlu iken ortaklıkların sermaye hisseleri oranında sorumlu olması gibi her iki sorumluluk müessesesini birbirinden kesin çizgilerle ayıran temel unsurlar bulunmaktadır. Bu nedenle, vergi borcunun ödenmemesinde kusuru bulunmayan ortağın takibinden önce, ödevlerini yerine getirmemesi nedeniyle kusuru bulunan kanuni temsilcinin takip edilmesi adil bir yaklaşım olarak değerlendirilmiştir. Bu yaklaşımla, çalışmada sonucunda, limited şirketten tahsil edilemeyen vergi ve buna bağlı alacaklar için öncelikle kanuni temsilcinin mal varlığına başvurulması, kanuni temsilcinin mal varlığından tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen kısım içinse sermaye hisseleri oranında ortakların malvarlığına başvurulması amacıyla Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un 35.maddesinin birinci fıkrasında değişiklik yapılması önerilmektedir.
This study examines, from a normative perspective, whether a priority order exists between recourse to the assets of legal representatives under the Tax Procedure Code and to the assets of partners held directly liable in proportion to their capital shares under the Law on the Collection Procedure of Public Receivables, in cases where tax liabilities and related claims cannot be collected from limited liability companies within the Turkish tax system. In this context, divergent judicial decisions regarding the existence of a priority order have been unified in favor of the conclusion that no such order exists, and this interpretation is binding on both courts and the tax administration. However, the distinction between fault based liability attributed to legal representatives and strict liability imposed on partners, together with the fact that legal representatives are responsible for the entire debt while partners are liable only in proportion to their capital shares, reveals a fundamental difference between these liability regimes. Accordingly, it is argued that a more equitable solution would be to pursue first the legal representative whose fault led to the non fulfillment of obligations, and subsequently the partners. In line with this reasoning, an amendment to Article 35 is proposed to establish a sequential recourse mechanism.