TARİH ARALIĞI

Başlangıç Tarihi
Seç
Bitiş Tarihi
Seç

ARANACAK KRİTER

Kriter Seçin
Makale Başlığında

ARANACAK KELİME

Örnek “vergi mevzuatı”

31.5.2012

Su, Barış, Yoksulluk ve Yolsuzluk

 

Yolsuzluk, toplumsal algıda daha çok devletle anılan bir kavramdır.  Devlet görevlilerinin bir davranış şekli olarak düşünülür. Ancak, uluslar arası geçerliği olan tanım uyarınca yolsuzluk, kamu gücü ve kaynakları ile özel kuruluşlardaki görev, yetki ve kaynakların, toplumun zararına sonuç yaratacak şekilde özel çıkarlar için kullanılmasıdır; dolayısıyla herhangi bir yerde karşımıza çıkması olasıdır.

Yolsuzluk, nedenleri ve etkileri yönünden oldukça ilgi gören bir araştırma konusudur. Araştırmalara konu olması, mücadele edilmesi gereksinimiyle yakından ilişkilidir.

Uluslar arası Şeffaflık Örgütü [Transparency International (TP)]’nün araştırma bulguları, yolsuzluğun toplumun her kesiminde zararlarıyla karşılaşılabileceğini göstermektedir. Araştırmalarda, çocuğunun ücret ödemeden eğitim hizmeti alabilmesi için geçimlik gelirinden sürekli rüşvet veren bir babanın ayakkabı alamadığı; haftalık rüşvet ödemelerine mahkum bir işletme sahibinin kazancını bu ödemelerin alıp götürdüğü; eğitim düzeyi nedeniyle bilinçsiz sayılabilecek bir kişinin herhangi bir yararı olmayan sahte ilaçlara büyük paralar ödediği; yolsuzluğa eğilimi olan ve baskıcı bir liderliğin sistematik olarak ulusun zenginliklerini kendi servetine eklemesinin sıradan aileleri ve toplumu kuşaklar itibariyle yoksulluğa mahkûm kıldığı gibi çarpıcı durumlarla karşılaşılmaktadır.

 

Yolsuzluğun nedenleri ve sonuçları üzerine yapılmış birçok değerli çalışma vardır. Ancak Raymond FISMAN ve Edward MIGUEL tarafından yazılmış Ekonomi Haydutları-Yolsuzluk, Şiddet ve Ulusların Yoksulluğu- isimli kitap (Türkçe’ye Tuncel ÖNCEL tarafından çevrilmiş ve Elif Yayınevi tarafından Eylül 2011’de Birinci Basımı yapılmıştır), yolsuzluğun şiddet ve yoksullukla birlikte ele alındığı bir çalışma olarak, son yıllardaki etkileyici çalışmalardan biridir. Yazarların kitabın birinci bölümünde yer verdikleri aşağıdaki değerlendirme, çalışmayı önemli kılan yaklaşımı temsil etmektedir:

 

“İktisat kariyerimize başlarken, ikimizin de yaşamlarımızı insanın ahlaki düşkünlüğünü araştırmaya vakfetme gibi bir niyetimiz yoktu.  Başlangıçta tek amacımız yoksul ülkelerin neden bu kadar yoksul olduğunu ve bu konuda neler yapılabileceğini iyi anlamaktı. Ancak, şiddet, yolsuzluk ve kalıcı yoksulluk birlikteliği öylesine kökleşmişti ki, yoksulluğun incelenmesini bu diğer toplumsal hastalıklardan ayrı tutmak neredeyse imkânsızdı. Böylece, on yılı aşkın bir süreyi yolsuzluk, şiddet ve yoksulluk hakkında düşünüp yazarak (ve kimi zaman da hayal kurarak) geçirmiş olduk; bunlar arasındaki ilişkileri tam olarak anlamak yaşamımızın başlıca çalışma konusu haline geldi.”

 

Kitabın “Su Yoksa Barış da Yok” başlıklı beşinci bölümü bu yazımızın esin kaynağı olmuştur. Yazarlar bu bölümde Çad Gölü’nün yok oluşunu Afrika’daki yoksulluk ve çatışmanın simgesi olarak betimlemişlerdir. Çad Gölü’nün çoraklaşmasıyla ortaya çıkan yöre halkının göçü, gidilen yerlerde ortaya çıkan paylaşım sorunu nedeniyle çatışmaya zemin hazırlamıştır. Yazarların analizi uyarınca, 1960’da Fransa’dan bağımsızlığını kazanan Çad’da süregelen iç savaşta, gençlerin isyancı gruplara katılarak kaybedecekleri herhangi bir şey yoktur. Çünkü “balıkların soyunun tükendiği ve kuraklığın ekinleri yok ettiği” ortamda, hayatta kalmanın başka bir yolu da bulunmamaktadır. Kitabın bu bölümünde yer alan aşağıdaki aktarım oldukça anlamlıdır:

 

“Yağmur miktarı yardımcı olmadığında Afrikalı çiftçilerin mısır, sorgum ve pamuk üretimi çökerek onları çaresiz, hatta muhtaç duruma düşürür. Çiftçiler kadar sürü sahipleri de büyük darbe yerler. 2005 Sahel kuraklığı sırasında 64 yaşındaki çoban Houtafa Ag Moussa kuraklık yüzünden sürüsünün çoğunu kaybetmişti. Durumunu tüm çıplaklığıyla şöyle anlatıyordu: ‘Yağmur durdu ve çimenler artık büyümüyor…Yağmur yağmazsa geriye kalan hayvanlarım da ölecek…ve onlarla birlikte bende.’……..

Kaybedecek hiçbir şeyi olmayan bir insanın, açlıkla karşı karşıya olan bir ulusta zaten yetersiz olan üründen kendi payına düşeni almak için suç örgütlerinin ya da isyancıların saflarına katılması kesinlikle akıl dışı bir seçim değildir(özellikle de karizmatik ekonomi haydutlarının, yiyecek dışında zenginlik, statü ve güç de vaat ettikleri düşünülürse).”

 

Gerek deneyimler gerek bu yazımız için kaynak aldığımız söz konusu kitapta aktarılan değerlendirmeler, şiddeti ya da savaşı besleyen temel meselenin yoksulluk olduğunu göstermektedir. Yoksulluğu “paylaşım sorunu” ve “yetinmeme” durumlarıyla birlikte değerlendirmek gerekir. Refahın artırılamadığı, paylaşım sorunlarının giderilemediği, yüksek katma değerli üretim koşullarının geliştirilemediği toplumlarda, bir kısım sosyolojik etkenlerle  (etnik farklılıklar, din, gelenek ve benzeri) birleşen yoksulluğun, şiddetin ve çatışmanın yaşanması olasılığını artırdığı görülmektedir.  Bir başka konu da doğanın insanların yaşam alanına cömert olup olmadığıdır. Fısman ve Miguel’in kitapta ortaya koydukları değerlendirmelere bakılınca, yağmurun “bereket” olarak betimlenmesinin sıradan bir yargı olmadığı bir kez daha görülmektedir. Belki de vücudun dörtte üçünün su olması dahi bir göstergedir.

 

İnsan, bünyesinde hangi dengeyi barındırıyorsa toplumsal doku da aynı dengeden etkilenmektedir. Sudan mahrum bir coğrafyanın yaşadığı verimsizlik ve yetersizlik, susuz kalmış bir vücudun kendi içindeki çatışmalarına benzer şekilde toplumsal alanda paylaşım sorunlarına neden olabilmektedir. Barışı baltalayan bu olumsuzluk, birbirini yok edercesine yaşamını sürdürmek zorunda kalan insanların oluşturduğu toplumlarda, kamusal ilişkileri düzenleyen devlet ve kamusal alanda faaliyet sürdüren şirketler, işletmeler nezdinde yolsuzluğu da beslemektedir. Çünkü yetersizi paylaşmak sırasında, kimse yeterince pay alamıyorsa, kural ihlali dışında yetersizliği aşmanın bir yolu olmadığı kolaycılığı tercih edilmektedir. Kuralın herkes tarafından ihlal edilmeye başlandığı alanda, diğerlerinin en azından payına düşenden mahrum kalma nedeniyle zarar görmesi kaçınılmazdır. Temel güdü de özel çıkar olduğuna göre durumun adı yolsuzluktur. 

 

Su içmenin ne denli yararlı olduğuna dair uyarıları çok dinlememekle beraber “zayıflamamızı kolaylaştırdığı” söylendiğinde baş tacı ederiz. Şimdi suyu bir de barışın ve düzenin korunmasında sahip olabileceği işlev; bu işlevin de bir toplumda yoksulluğa ve yolsuzluğa ne şekilde etki edebileceği üzerinden düşünün. Takdirinize…

 

İsmail Hakkı DURA

YORUMLAR

  • Keşke yoksulluk yeryüzünden kalksa..Ancak en zor şey bu sanırım.

    Ziyaretçi

  • İsmail bey,değerli ve başarılı paylaşımınız için çok teşekkkür ederim.Oldukça doyurucu ve net bir bilgilendirme olmuş,sizin gibi değerli üstatlarımızın mesleğimize ve dergimize katkıları her zaman çok önemli olmuştur bizler için,tekrar teşekkür ederim.Sizinde altını çizerek belirttiğiniz üzere yoksulluğa ve yolsuzluğa neden olan çevresel,siyasal,ekonomik ve toplumsal faktörler yok edilmedikçe yoksulluk ve yolsuzluk varolmaya ve birbirini beslemeye çökmüş ekonomiler yaratmaya devam edecektir.

    Ziyaretçi

  • Türkiye büyüme oranlarında dünya rekorları kırarken, kalkınmada ne aşamada acaba...bizim ülkemizin kamu ve özel kesimin ikisinde de yolsuzluklar inkar edilemeyeceğine göre,yazınızın içeriğinden hareketle yoksulluk bu konuda önemli etken...O zaman bu büyüme rakamları ne anlama geliyor?

    Ziyaretçi

  • bence bilinen bir düşüncenin yeni bir kitap ile yeniden dile getirilmesi, unutmamak gerek tabi ki. Afrika çorak değil bence oradaki insanların suyu değerlendirmesi istenmiyor.

    Ziyaretçi

  • Kanımca "unutmamak gerek" değerlendirmesi çok önemli. O kadar hayati ve basit konuları göz ardı ediyoruz ki, sorunlar yığılıyor. Genel yaklaşımımız "bunlar zaten biliniyor" olduğu için zaaf yaşıyoruz. Yorumcuya katılıyorum: BİLİNENLERİN YİNELENMESİ ŞEKLİNDE BİR KİTAP.ANCAK ANLAŞILAN O Kİ YİNE DE YAKLAŞIM DÜŞÜNDÜRÜCÜ.

    Ziyaretçi

  • ''Kaybedecek hiçbir şeyi olmayan bir insanın, açlıkla karşı karşıya olan bir ulusta zaten yetersiz olan üründen kendi payına düşeni almak için suç örgütlerinin ya da isyancıların saflarına katılması kesinlikle akıl dışı bir seçim değildir''Cümlesi konunun özeti kanaatimce.Makaleyi yazan meslektaşımı kutluyorum.Naci Ersoy

    Ziyaretçi

Daha Fazla